Çok uzun zaman oldu yazmayalı, yazamayalı. Hastalıklardan sonra, geceli gündüzlü yoğun geçen günlerin büyük etkisi var tabi bunda. Sonra tam artık yazmamalı, yeter dediğim günlerden birinde (ki uzun zamandır düşündüğüm buydu) eski blogda gezinirken unuttuğum birçok hatırayı okuyunca pişman oldum yazmadığım günlere.
Kısacası hem keyifsizlik, hem zamansızlık hem de tembellikti sebep. Yoksa çok şükür hastalıkları geride bıraktık.
Hani geçen yıl oturduğum yerden bir sürü kararlar almıştım yaa. İş değil, sağlık huzur birinci planda olacak.... falan filan diye. Elbette işe başlar başlmaz hem de çok kısa bir sürede unutuluverdi o planlar. Günler su gibi akıyor, biri bitmeden diğeri başlayıveriyor. Bu sebeple olsa gerek bir yaşlanma korkusudur sardı bu aralar:))
Hafta içi beşte çıkılan okuldan sonra ya Ada'nın karatesi ya da benim derlserim var. Bu arada yazmaya hiç fırsat olmadı ya karateye başladı oğlum Neredeyse üç ayı bitirmek üzere:)) Akşam yemeğinden sonra çocuklar uyuyana kadar birinin ödevi birinin oyunu derken saat dokuz buçuk on oluyor. Sonra ertesi gün için çantalar hazırlanıp kapının önüne koyuluyor. Formalar, kıyafetler hazırlanıyor. Yoksa ertesi sabah ne nerede diye ararken servis kaçabiliyor. Sonra da kahvaltı hazırlanıyor. Bizim evde sabah kahvaltısı yaklaşık 22:30 sularında hazır oluyor:)) Ertesi sabah kalkıldığında ısıtıcının düğmesine basılıp çay suyu ısınırken yüz yıkanıyor. Tostlar pişerken giyiniliyor, omlet olurken Ada uyandırılmaya çalışılıyor. Bir yandan yerken diğer yandan yediriliyor ya da aynı anda diğeri de uyanmışsa ona da süt veriliyor. Her gün rutin bu. Cumartesiler yine Ada'nın spor benim ders günlerim. Kalan pazar günü ise arkasından kovalayan varmışçasına koşar adım uzaklaşıveriyor."Iyyy yine pazartesi" derken birden kendimi "Şükür hafta bitti yarın tatil" derken buluveriyorum.
Bunca koşturmaya rağmen kilolar hala yerinde duruyor. Eski kıyafetler her ele geçtiğinde hırsla dolabın en uzak köşelerine sıkıştırılıyor.
Bunlar bu uzun zaman içinde unutulmasın diye not düşmek istediklerim.

Neşeyle kutladığımız doğum günü haftamın son gecesi:)). Oğlumun yaptığı eti cin pastası. Keyifli yemeğimiz, eve yürüyüşümüz. Sonrası o gece Ayaz'ın ateşlenmesi. Bu kısım kayıttan silinebilir.
Sonra Bıdık Bey'imizin ilk doğum günü. Yürüyerek ama dişsiz karşıladığı ilk yaşı. Hoş hala diş yok ya bekliyoruz... Olmazsa takma diş yaptıracağız:))

Oğullar... Bazen bunların ikisi de benim deyip tuhaf tuhaf gülerken buluyorum kendimi. Normal midir acaba:))

Sıkışmalardan sıkıştırmalardan hiç şikayeti yok.

Dördümüz aynı anda aynı tarafa bakmayı bir türlü başaramamışız. İlk doğum günü sarhoşluğu diyelim:))

Yorgunluğa müthiş gelen uzun bayram tatilinde yapılan İstanbul kaçamağı. Ailemizin ilk kızı Zeynep'le ilk karşılaşma, koklaşma. Anne ,baba, kardeş, abla.... hasret giderme.... Aramıza katılmak için gün sayan en küçük erkeğimizin şekerlerini hazırlama...

Sahilde.
Biri oynamaktan kan ter içinde, diğeri yorgunluktan uyumak üzere... Simit, çay, çekirdek üçlüsüyle büyükler muhabbette. Küçük Prenses geceleri hiç yapmadığı kadar derin bir uykuda, Efe de ter yumağına döndüren oyunun diğer kahramanıı...

Pazarlar çabucak geçiyor demiştim ya güzel de geçmiş aynı zamanda. Parkta, ormanda, sokaklarda....

Bıdık Beyin lülelerine veda ediş. Modele berber abi karar veriyor, ne de olsa onun saçını kesmek zahmetli, zor iş. Abininki ise kendi tercihi. Ondan mı yaptırsam bundan mı yaptırsam ciddi ciddi model seçiyor:))
Bir türlü yazamadığım yeni spor dalımız. Tenis ve basketbolun yanı sıra haftada üç kez gidilen karate. Başta "Hiç olur mu canım" dediğim sonra içeriğinin bol cimnastik ve güzel bir disiplin olduğunu gördükten sonra rahatladığım bir spor. Yaz sonu başladı, geçen pazar da ilk kuşak sınavına girdi. Şimdi artık sarı kuşaklı bir sporcu o.
Evde son durum, ortalıkta sürekli dolaşan oradan oraya eşya taşıyan, hatta kumandaları saklayıp günlerce aratan, oyuncakları değil de tencere tavayı pek seven dişsiz minik oğlan ile kardeşi yürümeyi hızlandırdığı sıralarda(Kasım sonları) okumayı söken, her gördüğünü okuyup bazen vurguyu doğru yapamadığı için güldüren, hep kardeşini kollayan olgun abi. Özetle durum budur:))
Yazmaya elim alıştı ya gerisi gelir artık:))